BASINDAN HABERLER 2006-2008

 

                                       KARDAN ADAMLAR

 

 

 

Karlar yağar düşer düşer ağlarız!

 

 

22.09.2006                                                                                        

Zaman Sinemamızın kalbinin Altın Portakal`da attığı şu günlerde vizyona yeni bir Türk filmi giriyor; Kardan Adamlar. Aytan Gönülşen`in yönettiği, Hazım Körmükçü, Ogün Kaptanoğlu`nun başlıca rollerini paylaştığı film, kahramanlarını sonunda kendileriyle yüzleşmeye kadar götürecek bir senaryoya sahip. İş ortağı olan Levent ve Can, kaybetmek üzere oldukları müşterilerini yeniden bağlayabilmek için soğuk bir günde şehirlerarası yolculuğa çıkarlar. Yolculuğu hafta sonu eğlencesine dönüştürmek isteyen Can, Levent uyurken aracı otoyoldan çıkarıp, dağ yoluna sürer. Tabii araç bir süre sonra kara saplanır. Sorumsuz ortağından bıkan Levent, Can`a sinirlenir ve birbirlerinden uzaklaşırlar. Tekrar birbirleriyle buluştuklarında ise çoktan kaybolmuşlardır. Ama bu kez yemyeşil ağaçlarla bezenmiş karlı dağ, başka başka kapılar açacaktır onlara. İkili ayakta kalma savaşını sürdürürken bir yandan da hayatın anlamını sorgulamaya başlar. Artık zamanın hüküm sürmediği bir dünyada kendileriyle yüzleşmenin vakti çoktan gelmiştir.

                                   Kardan bir adam

'Kardan Adamlar'da Ogün Kaptanoğlu ve Hazım Körmükçü başrolde. Mankenlik, televizyon, "Ha Babam" derken Ogün Kaptanoğlu, 30'una basmadan sinemada ilk başrolünü oynadı

 

24/09/2006

''Ben de geçenlerde televizyonun kumandasını buzluğa koymuşum. Nedense! Üç gün aradım ve buzluktan çıktı!" Eh bizim halimiz daha iyi bu durumda. Ne de olsa yalnızca "Bugün günlerden turuncu mu?" diye bir cümle kurmuşuz. Bunun üzerine Ogün Kaptanoğlu devam ediyor. "Hatta yine geçenlerde, merdiven çıkarken adım atmayı unuttum, düştüm" deyince pes ediyoruz! O bizden önde! Tabii ki niyetimiz kim daha unutkan ya da "şuur yoksunu" yarışması değil. Ogün Kaptanoğlu ile bu Cuma vizyona giren Aytan Gönülşen filmi 'Kardan Adamlar'ın başrol oyuncusu olması vesilesiyle buluşmuştuk. Daha ilk dakikalarda böyle başlayınca, söyleşi kesin iyi olacak dedik. Çünkü Kaptanoğlu samimi, alçakgönüllü ve eğlenceli. İki fena halde şehirli erkeğin arabalarının bozulması sonucu karlı bir dağın tepesinde mahsur kalmaları ve tabii ki ölüm kalım savaşı vermelerini anlatan filmde, Kaptanoğlu hafif sorumsuz bir beyaz Türk'ü oynuyor. İlk sinema filmi olmasına rağmen iyi de iş kotarıyor.
Bütün film boyunca kar içindeydiniz, kesin hastalanmışsınızdır.
Bize çok iyi baktı set ekibi. Doğa sporlarıyla ilgilendiğim için nerede nasıl davranılacağını, soğuktan korunma yöntemlerini biliyorum. Ufak tefek sakatlıklar oldu ama o da normal! Yönetmen üç metreden atla derse ve sen kendini kaybedip sekiz metreden atlarsan diz bağların da kopar, dizin de döner.     O şartlarda oyunculuk biraz zordu. Eksi 20 derecede ve 2000 metre yükseklikte çalışıldı. Hasta olduk, olmadık değil çünkü ateş yakma sahnesinde çıplak ayakla dize kadar karların içindeydik mesela.
Gerçekten bastınız mı karlara?
Evet. Set ekibi ayağınızın altına bir şey koyalım dedi ama biz doğal olmasını tercih ettik. Nereden bilebilirdik o sahnenin dokuz dakika süreceğini! Karanlık da olduğu için set ekibini göremiyorduk, "stop"u tamamen algıladıktan sonra Allah diyerek odun sobasına doğru koşuyorduk!
1977'lisiniz, alaylı olduğunuzu, mankenlik ve modellik yaptığınızı biliyoruz. Devamını siz anlatır mısınız?
Karşıyakalıyım, bunu özellikle belirtmeliyim! Bütün hayatım Karşıyaka'da geçti, İstanbul'a taşınana kadar. Bir kız kardeşim var, annem ev hanımı, babam da serbest meslekle ilgileniyordu. Pansiyon işletmeciliği yaptık. Ben de 16 yaşıma kadar babamın yanında çalıştım, pazarcılıktan aşçılığa kadar. Sonra babamı kaybettim. Askerden dönene kadar okulda, kulüplerde basketbol oynadım. Lise yıllarında bir arkadaşımı mankenlik ajansına yazdırmaya gittik beraber, hep öyle olur ya, ben yazılmış oldum. Lise sonda. Dört sene boyunca ajansın hem baş mankeni oldum hem de yürüyüş dersleri verdim. Aynı dönemlerde televizyon kanallarından teklifler gelmeye başladı ve sabah kuşağı programı sundum.
Sabah şekeri gibi yani!
Evet! Baktım ki yapamıyorum, motor sporları programları sunmaya başladım. Sonra Çeşme'de pansiyon işletmeciliği yaptım. Ardından eniştemin sinemasında, teşrifatçılık yapıyordum geceleri ya da büfede çalışıyordum. Karşıyaka Çınar sinemasında. Spor akademisini kazanmıştım ve hayatımla ilgili bir karar vermek zorunda kaldım. Türk filmi formatlarında bir karar! O yaştaki bir erkeğin tribiyle annemin çalışmasını istemedim! Aileme bakmak zorundaydım.
İstanbul'a gelişiniz nasıl oldu? "Ben oyuncu olmaya gidiyorum'' diye mi?
2000 Mayısında askerden geldikten sonra ciddi ciddi düşünmeye başladım. 2003'te de İstanbul'a tamamen yerleştim. Ama bir taraftan da çalışmam lazımdı. İzmir'de özel bir şirkette bölge müdürlüğü yapmıştım. Part time işler yapmaya başladım. Alışveriş merkezlerinde tanıtım mankenliği, stand hostluğu gibi.           O kazandığım parayla hem burada kendimi geçindirdim hem de İzmir'e para gönderdim. Aynı zamanda da film şirketleriyle görüşmelere gidebildim. Çok düşündüm aslında, çünkü aileme karşı da bir sorumluluğum vardı. Bugüne kadar hep ailem ve sevdiklerim için çabaladım, ilk kez kendim için bir şey istiyorum ve ailem de bana destek oldu. Tabii sonra "Dön artık" dediler! İlk defa onlara karşı çıktım! Aslında "Kardan Adamlar" teklifi gelmeden bir hafta önce İzmir'e dönmeye karar vermiştim. İş güç yok, yaş ilerliyor falan.
Hababam Sınıfı serisinin üç filminde oynadınız değil mi?
Rol değildi onlar, duruyordum orada. Eniştemin çok uzun senelerdir ilişkileri vardı film şirketleriyle. En sonunda dayanamayarak bana "git" dedi. Yeğenim var, oyunculuğa sardı, nasıl yardımcı olursunuz diye konuştu. O yöntemle Hababam Sınıfı serisine girdim. Üç sene boyunca set gördüm. Orada işte Osman Dikiciler'le tanıştım. Kardan Adamlar'ın senaryosunu yazan kişi yani.
Aileniz hâlâ geri dön çağrılarında bulunuyor mu?
Ne arkadaşlarım ne de ailem hâlâ benim ne İstanbul'da olduğuma, ne bir film çektiğime inanabildi. Altın Portakal'a gidiyorum. Ödül kazanmak da önemli değil, orada bulunmak yeter! 15 gün önce teyzem aramış, "Sen Antalya'ya bir git gel de sonra sana burada bir iş bulalım" diyor mesela! "Bir de kız buluruz!"
Klasik olarak ben çocukluktan beri oyuncu olmak isterdim diyenlerden misiniz?
Hayır. Çok sakin yapıda bir insandım. Basketbol topuyla tanışana kadar Hava Harp Akademisi'ne gidip savaş pilotu olmak istiyordum. Aslında hâlâ da içimde bir uktedir.
Kadınlar konu olunca mankenden oyuncu olur mu canım derler, siz ne diyorsunuz mankenlik yapmış olarak.
Öncelikle kamera önü fobisini fark etmeden kırmış olmuşum mankenlikle. Mankenlik yaptığım dönemlerde ben televizyon programları da yapıyordum, reklam filmleri de. Yine de olamazsın derlerse "olurum" diyeceğim! Ben iyi bir iş yaptığıma inanıyorum. Gerçek hayattaki Ogün Kaptanoğlu'yla "Kardan Adamlar"daki Can karakterleri çok zıtlar. Can sırtını ailesine ve Levent'e yaslamış bir insan, bense tüm zorlukları sırtıma almış bir karakterim.                    O yüzden bu rol benim için bir taraftan rahatlatıcı bir taraftansa ağır oldu.
Bir de diziye başladınız değil mi?
"Taşların Sırrı" adlı dizide oynuyorum, bir çocuk dizisi bu aslında. Ben de aile babası rolündeyim. Birden çocuk sahibi oldum, hiç zahmete gerek kalmadan! Aslında tereddütlerim vardı ama komedi türünde neden oynamayayım diye düşündüm sonra.